Bizden Biri : Tank Paletleri Arasında Bir Ömür ve Zafer Kırabal’ın Sessiz Çığlığı

Çocuklukta imrenilerek bakılan o yeşil üniforma, yıllar içinde hem büyük bir gururun hem de cevapsız kalan bir adalet arayışının simgesine nasıl dönüştü? Emekli Tank Teknisyen Astsubayı Zafer Kırabal, “Yelpaze” kanalına verdiği röportajda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bel kemiği olan astsubayların “görünmeyen” dünyasını, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiyi ve sistemin çarkları arasında sıkışan hayatları cesurca anlatıyor.

Balıkesir Teknik Astsubay Hazırlama Okulu’nun kapısından, henüz bir gençken giren Zafer Kırabal için askerlik, hafta sonları evlerine gelen o şık üniformalı kuzenine duyduğu hayranlıkla başlamıştı. Ancak 1984 yılında başlayan bu serüven, yıllar içinde sadece vatan sevgisiyle değil, sistemin getirdiği engellerle de sınanacak bir mücadeleye dönüştü. Kırabal, o dönemde anayasal hak olmasına rağmen astsubayların üniversite sınavlarına girişinin engellendiğini, mesleki kariyer yollarının daha en başından tıkandığını buruk bir tebessümle hatırlatıyor.

Çeliğin Soğuğu ve Çölün Sıcağı Arasında

Bir Tank Teknisyeni olmak, dışarıdan görünen “askerlik” imajının çok ötesinde, insan sınırlarını zorlayan bir fiziksel dayanıklılık gerektiriyor. Kırabal’ın anlattıkları, bu mesleğin ne kadar ağır bir bedeli olduğunu gözler önüne seriyor. Ağrı’nın dondurucu soğuğunda, -42 derecede, elleri demire yapışırken 5 tonluk güç gruplarını tamir etmek; ya da Kıbrıs’ın kavurucu sıcağında, +52 derecede, ısınmış bir tankın içine girip o boğucu havasızlıkta arıza gidermek… “Bizde 13-14 anahtar yoktur, anahtarlar 27’den başlar, 41’e kadar gider” diyen Kırabal, aslında yüklerinin sadece metal ağırlığı olmadığını, omuzlarındaki sorumluluğun tonlarca ağırlıkta olduğunu vurguluyor.

Pülümür Yolunda Kaderin Yazıldığı An

Röportajın en sarsıcı anlarından biri, 2015 yılında Tunceli-Pülümür yolunda yaşanan o karanlık günün anlatıldığı anlar. Konvoydaki bir “Kirpi” aracında yolculuk eden Kırabal, 48 saattir araçta olmanın verdiği sıkıntıyla inip yürümeye karar veriyor. Belki de bir anlık o karar, kaderini yeniden yazıyor. Araçtan indikten sadece 100 metre sonra, az önce içinde oturduğu araç büyük bir gürültüyle patlatılıyor ve Pülümür Çayı’na uçuyor. Silah arkadaşlarını şehit verdiği, ateş altında yaralı taşıdığı o anları anlatırken Kırabal’ın sesindeki titreme, yaşanan travmanın tazeliğini koruduğunu gösteriyor. Bu satırlara sığmayan o anlık duygu değişimini ve gözlerindeki o derin acıyı tam anlamıyla hissetmek için, videodaki ilgili bölümü bizzat izlemek, o sessizliğe tanıklık etmek gerekiyor.

Apoletlerin Altındaki İnsan: Antepli Mehmet’in Hikayesi

Savaşın ve demirin soğukluğunun yanında, insan sıcağına dair hikayeler de var Kırabal’ın heybesinde. Okuma yazma bilmeyen eri “Antepli Mehmet”e, her gün sabırla okuma yazma öğreten, onun ilgisini çekmek için her sabah gazete taşıyan bir komutan portresi çiziyor. Mehmet’i terhis ederken ona kendi elleriyle takım elbise giydirip, koltuğunun altına gazetesini sıkıştırarak uğurlaması, askeri hiyerarşinin ötesinde bir “baba-oğul” ilişkisinin, bir insanlık dersinin en somut örneği olarak hafızalara kazınıyor.

“Devrin İbrahim’i Kim?”

Kırabal, emeklilik sonrası Akçay’ın huzurlu doğasına sığınsa da, içindeki adalet arayışı dinmiş değil. Astsubayların milyonluk zimmetleri yöneten, ordunun lojistik ve teknik yükünü çeken “görünmez kahramanlar” olduğunu, ancak ne askeri ne de siyasi erk tarafından hak ettikleri değeri görmediklerini dile getiriyor. Kullandığı “Bu devrin Hazreti İbrahim’i kim? Bizi kim kurban seçti? Ne yaradan başka kurban gönderiyor ne de bıçağı çekiyorlar” metaforu, bir meslek grubunun yaşadığı sıkışmışlığı özetliyor.

Sürekli operasyon bölgelerine, Zeytin Dalı’na, Barış Pınarı’na gönderilen, tecrübesi okul sıralarında gençlere aktarılmak yerine sahada tüketilen bir neslin temsilcisi o. Zafer Kırabal’ın hikayesi, sadece bir emeklilik anısı değil; onurla taşınan bir üniformanın, hak ettiği saygıyı bekleme mücadelesidir.

Bu ve benzeri hayat hikayeleri, algoritmaların hızla tükettiği içerikler arasında kaybolup gitmemeli. “Yelpaze” gibi, tarihe not düşen, mikrofonu gerçek kahramanlara uzatan kanalların beğenilerek ve izlenerek desteklenmesi, aslında bu sessiz çığlıkların daha gür çıkmasını, nice kahramanların unutulmamasını sağlayacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Değerli Okuyucumuz. Web Sitemizin Tek Gelir Kaynağı Reklamlardır. Lütfen Reklam Engelleyicinizi Kapatınız